Cin Ne Demektir? Kelime Anlamı Nedir?

Cin terimi c n n kök harflerinden türemiş bir kelimedir. Bu harflerden türeyen hemen tüm kelimelerin anlamı örtme, gizleme-gizlenme, kapanma, dolayısıyla görünmeme, gözden uzak olma anlamları üzerinde odaklanmaktadır. Kapalı olması ve keyfiyetine nüfuz edilememesi açısından aynı zamanda karanlık, gizemli, sırlı, dolayısıyla kendisinden korkulan, çekinilen, merak edilen, ilgi duyulan bir alanı da içermektedir. Örneğin bu kökten gelen cennet kelimesinin, o gün insana verilecek mükâfatın şu an itibariyle gizli ve kapalı olmasından dolayı bu ismi aldığı söylenmiştir. Bahçe ve bostana cennet denilmesi, ağaç ve yapraklarla üzerinin adeta kapanması ve karanlıklaştırılması sebebiyledir. Anne karnında kapalı ve karanlık bir alanda bulunması sebebiyle çocuğa cenîn dendiği gibi, aynı kelime kabre konulmuş, kabrin karanlığına terkedilmiş kişi için de kullanılmıştır. Göğüs kafesi içerisindeki gizliliğinden dolayı kalp için de cinân ismi verilmiştir. Bir takım sosyal ve fiziki sıkıntılar gibi değişik etkenlerle aklının örtülmesi ve karanlığa mahkûm olması açısından deli için de mecnûn denmiştir. Bu çerçevede göz önünde bulunmamaları, böylece insanlar tarafından görülmemeleri sebebiyle, görünmeyen varlıklar anlamında cin kelimesi, bu türden varlıklar için kullanılmıştır.26

Manevi olarak var olduğu kabul edilen varlıklara cin isminin verilmesi; hem gözle görülmemeleri ve hem de bu durumun ortaya çıkardığı bir sonuç olarak kendilerinden korkulmaları sebebiyledir.27  Bu bağlamda gözle görülmeyen tüm varlıklar; melekler, şeytanlar ve mahallî olarak değişik isimlerle anılan diğer varlıkların bütünü bu isimle isimlendirilmişlerdir. Bu çerçevede her melek cindir, fakat her cin melek değildir.28

Terimin kavrama dönüşmesini sağlayan en önemli özelliği görülmemiş, gizli, tanınmamış böylece yabancı olması nedeniyle, bu niteliklere sahip hemen her varlık ve oluşum bu kelime ile adlandırılmıştır. Örneğin Arapların insan cinsinden oldukları halde, daha önceleri görmediklerinden kendileri için yabancı olan toplumları da cin olarak isimlendirdikleri görülmektedir.29 Nitekim Ahkâf (46) suresinin 29-32. ayetlerinde konu edilen, Peygambere gelen vahyi dinleyen bir grup cinin kimliğine dair tefsir kaynaklarında yer alan bazı bilgilerde, bu grubun Yahudi itikadına mensup insanlar olduğu ifade edilmiştir. Çünkü surenin 30. ayetinde, işittikleri mesajı, Musa’dan sonra indirilen, önceki kitapları onaylayan şeklinde nitelemeleri, bu yorumu güçlendirmektedir.30 Aynı şekilde, cenne’r-reculu deyimini, kişinin cin çarpmış birisi olduğunu ifade etmek için kullanırlarken, sadece cinlerin isimlerini bilip, mahiyetleri hakkında hiçbir şey bilmedikleri için, asıl fail olan cân kelimesi zikredilmez.31

Terim, kelime anlamı çerçevesinde Kur’an’da gecenin gündüzü örtmesi ve böylece karanlığın basması anlamında cenne şeklinde de kullanılmıştır. (En‘âm 6/76)

Sonuç olarak cin kelimesi, dil açısından salt bir tür varlığın değil, gözle görülmeyen; buna paralel olarak, haklarında herhangi bir bilgiye vakıf olunamadığından karanlığa ve kapalılığa bürünen, böylece de kendilerinden korkulan geniş bir varlık kategorisini içermektedir.

Buradan hareketle Kur’ân’ın, varlık kategorisine ait iki gurup olarak ins ve cinlerden bahsetmiş olmasını bu çerçevede değerlendirmek mümkün görünmektedir. Burada ortak nokta; karanlık, bilinemezlik, korku ve bunun geriye dönüş hali olarak bu tür varlıklara teslim olup, onlara sığınma ve korkudan emin olma halidir.

Terimin kullanıldığı ve geçtiği yerde daha çok akla ilk gelen anlamı, duyularla idrak edilemeyen ve insan türünün karşıtı olan, yaratılış maddesinin farklılığı sebebiyle insan karşısında güç ve imkân bakımından daha ayrıcalıklı bir yere sahip olduklarına inanılan varlıklardır.

Kaynakça:

26 Halil b. Ahmed, Kitâbu’l-Ayn, VI, 20-22; İbnu Faris, Mucem, I, 421-422; İbn Manzur, Lisân,
XIII, 92-95.
27 Cevherî, Sıhâh, V, 509.
28 Isfahânî, Ragıb, Müfredât fî Garîbi’l-Kur’ân, s. 106; İbn Manzur, Lisân, XIII, 95.
29 İbn Ebî Hatim, Abdurrahmân b. Muhammed, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, (thk. Esad Muhammed
et-Tayyib), Riyâd, 1997, VI, 1924; İbn Kesîr, Ebu’l-Fidâ İsmâil, Tefsîru İbni Kesîr, Mektebetü
Zehrân, ts., II, 407.
30 er-Razi, Fahruddîn, et-Tefsîru’l-Kebîr, XXVIII, 33; el-Bağavî, Ebû Muhammed Hüseyin b.
Me’sûd, Meâlimu’t-Tenzîl, Beyrut, 1985, V, 148; es-Süheylî, Ebu’l-Kasım Abdurrahmân b.
Abdillâh, er-Ravdu’l-Ünf, Beyrut, 1989, I, 236.
31 Razî, XXIX, 98.
136 İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2010, 22, 125-154

Kaynak: Haberlerde Tedricilik ve Cinlerin Kulak Hırsızlığı Meselesi – Yaşar DÜZENLİ

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Scroll To Top
Copy Protected by Chetans WP-Copyprotect.