paykasa bozum
sikis, sex izle, hd porno, porno izle, mobil porno, hd porno, erotik film, turkce porno, sikis izle, izmir escort, gaziantep escort, izmir escort, porno
Şahmeran Efsanesi | Korkma.net | Korku Videoları | Paranormal | Cinler | Korkunç Videolar | Korku | Ruhlar
paykasa bozdurma paykasa bozum astropay bozdurma
Anasayfa » Efsaneler » Şahmeran Efsanesi

Şahmeran Efsanesi

Şahmeran efsanesi Anadolu‟da oldukça yaygın bir anlatıdır. Tam çağı bilinmeyen bu efsanenin ortaya çıktığı ve yaşadığı söylenen yer Tarsus‟tur. Halk arasında farklı Şahmeran efsanelerine rastlanır. Çekirdek konuyu Şahmeran„ın sevdiği, koruduğu bir İnsanoğlu‟nun kendisine ihaneti sonucu öldürülmesine rağmen yine de ona iyilik yapması oluşturur. Böylece Şahmeran Anadolu halkının gönlünde yer etmiş, dilden dile dolaştırarak dönüşümlerine neden olsalar da anlatmaktan vazgeçmemişlerdir.

Camasb ve Şahmeran efsanesi şöyle anlatılır: Ölüme çare bulduğu söylenen ve devrin en önemli bilgini olan Danyal Peygamber’in bir oğlu olur. Annesi adını Camasb koyar. Camasb’ın da babası gibi bir bilgin olacağı umulurken Camasb hiçbir işte tutunamaz, oduncu olur. Bir gün arkadaşlarıyla odun kırarken yağmura yakalanırlar ve bir mağaraya sığınırlar. Mağarada, içi bal dolu bir kuyu görürler, balı çıkarmaya koyulurlar. Fakat arkadaşları balı aldıktan sonra Camasb’ı kuyuda bırakıp giderler. Bu arada bir akrep Camasb’a saldırır. Camasb akrebi öldürür, akrebin çıktığı deliği bıçağıyla büyüterek bir yol
açar ve buradan Şahmeran’ın ülkesine düşer. Şahmaran, Camasb’ı yedi yıl alıkoyar. Camasb, bu süre içinde defalarca Şahmaran’a yalvarır kendisini salması için. Sonunda Şahmaran dayanamaz, şartlı olarak Camasb’ı bırakmaya razı olur: Camasb hamama gitmeyecektir; çünkü Şahmaran’ı gören kişinin derisi yılan derisine dönüşecek ve insanlar Şahmaran’ı bulacaktır. Camasb, yedi yıl hamama gitmez; ancak bir gün ısrarlara
dayanamaz ve yıkanmaya koyulur. Ülkenin büyücü olan veziri onu görür ve hemen Camasb’ın Şahmaran’ın yerini bildiğini anlar, onu padişaha götürür. Camasb, çeşitli işkencelerden sonra Şahmaran’ın yerini gösterir. Şahmaran, yakalanıp kente getirildiğinde Camasb’a öldürülüp üç parçaya bölüneceğini ve her parçamı ayrı kapta kaynatılacağını söyler. İlk kabın suyunu içmemesi için uyarır. Vezir, kaplar kaynarken hasta padişahın yanına gidince Camasb, kapların yerini değiştirir. Geri dönen vezir ilk kaptaki suyu içip ölür. Camasb ikinci kaptan içer ve padişaha her üç kaptan sırayla içirir. Padişah, sağlığına kavuşur, Camasb’ı kendine vezir yapar.

Bir başka Şahmeran efsanesinde ise Şahmeran’ın Camasb’a âşık olduğunu görürüz.

Bir gün Camasb, arkadaşları tarafından bir kuyuya itilir ve orada bırakılır. Şahmaran, yılanlarla birlikte yeraltında insanların ilgisinden uzak hüküm sürmektedir. Camasb’ın itildiği kuyuda gizli kapağı bulup açmasıyla Şahmaran’ın gizi aralanmış olur. Kendisini ve âlemini gören bir insanoğlunun yeryüzüne gönderilmesi Şahmaran için tehlikelidir. Binlerce yıldır insanoğlundan sakladığı âlemin ve gizin ortaya çıkması yılanların sonu olacaktır. Bu yüzden Camasb’ı bırakmak istemez. Ancak birlikte geçirdikleri
günler içinde Camasb’a âşık olmuştur ve onu özgürlüğünden de alıkoymak istememektedir. Camasb’ın yalvarmalarına daha fazla dayanamayan Şahmaran, kendisinin ele verilmesinin tehlikelerini ve sonuçlarını anlatır. Camasb yeminler eder, söz verir; gizi saklayacaktır. Şahmaran onu serbest bırakır.

Aradan uzun yıllar geçer. Tarsus Hükümdarı Takyanus amansız bir hastalığa yakalanır. Ülkenin dört bir yanından çağrılan hekimlerden biri, hükümdarın ancak Şahmaran’ın etini yemesiyle iyileşebileceğini söyler. Şahmaran’ı gören bir insanoğlunun hamama girdiğinde vücudunun yılan pulu şekline dönüştüğünü ve parladığını belirterek herkes hamama gelirse Şahmaran’ın bulunabileceğini açıklar.

Hükümdar, emri verir. Herkes hamama gider. Camasb, gizini ele vermemek için uzun süre kaçar; ancak günün birinde askerler onu yakalayıp hamama götürürler. Hamamda, Şahmaran’ın yerini bildiği ortaya çıkar. Bunun üzerine Şahmaran bulunur, bugün Şahmeran Hamamı denilen yerde kesilerek öldürülür. Buna karşılık, Şahmaran’ın öldüğünden dünyadaki yılanların haberi yoktur, onun düğüne gittiğini sanmaktadırlar. Davullar sustuğu gün gerçeği öğrenecekler ve Tarsus’a saldırarak herkesi öldüreceklerdir.

Şahmeran efsanesi dönüşümlere uğrarken isimler, olaylar hatta cinsiyetinde değişimler olur. Camasb yerini Lokman‟a bırakırken başka bir efsaneye doğru ilerler. Şahmeran da yarısı kadın, yarısı yılanken bir başka efsanede bey‟in kızına âşık olan yarısı erkek, yarısı yılan Şahmeran olur.

Lokman Hekim’in babası da kendisi gibi hekimdir. Ölmeden karısına bir defter verir ve “Doğacak çocuğumuz eşsiz bir hekim olacak; bilgide yeryüzünde ona yetişecek kimse çıkmayacak. Bu defteri zamanı gelince ona ver,” der. Bir süre sonra kadının bir oğlu olur. Adını Lokman koyar. Lokman çağına geldiğinde, tüm çabalara
karşın okuma-yazma bile öğrenemez. Evinin geçimini sağlamak için odunculuk yapmaya başlar.

Bir gün yine odunlarını satmış, yorgun argın eve dönerken canı dolaşmak ister, kır yoluna sapar. Bir inilti duyar. Dönüp baktığında insan başlı, ak, yılan gövdeli bir yaratık görür. Çok korkar. Yılan: yılanların padişahı Şahmeran olduğunu söyler. Yaralıyım. Bana yardım edersen bir gün bunun karşılığını mutlaka öderim, der. Lokman Şahmeran’ı kucağına alır, söylediği yoldan bir mağaranın önüne götürür. Yılan bir şeyler
mırıldanır, mağaranın kapısı açılır. Burası eşsiz güzellikte bir yerdir.

Mağarayı bekleyen karayılan Şahmeran’ı sarayına götürür. Şahmeran kısa sürede iyileşir. Aradan kırk gün geçmiştir. Lokman artık eve dönmek istediğini söyleyince, Şahmeran gördüklerini kimseye söylememesini tembih eder ve ölümünün insan elinden olacağını bildiği halde, öldüğünü duyduğunda yapacağı şeyleri anlatır. Neyin hangi hastalığa iyi geldiğini, ilaçların nasıl hazırlanacağını anlatır.

Lokman eve döndüğünde bambaşka bir insan olmuştur. Tüm zamanını okumaya, yazmaya, öğrenmeye ayırmaktadır. Aradan uzun bir zaman geçer. Şahmeran sarayındaki billur suda evrenin tüm güzelliklerini izlerken, birden gözü Tarsus Beyi’nin kızına takılır. Kıza âşık olur. Yemeden içmeden kesilir. Günün birinde de kızın hamama gittiğini görür. Kızın güzelliği karşısında çılgına döner. Hamama gider. Islak mermerler
üzerinden kayıp düşer. Hamamcı ve kızın hizmetkârları Şahmeran’ı göbek taşının üstünde öldürürler.

Günümüzde Eski Hamam’ın göbek taşı bu yüzden kutsal sayılır. Taştaki lekenin Şahmeran’ın kanı olduğuna ve vücudunu buraya sürenlerin tüm dertlerinden kurtulacağına inanılır.

Şahmeran’ın öldürüldüğünü duyan Lokman Tarsus’a gelir. Tarsus Beyi amansız bir hastalığa yakalanmıştır. Vezirin baktığı fala göre Şahmeran’ın gözlerini ve ciğerini yerse iyileşecektir. Vezir, Şahmeran’da olağanüstü güçler olduğunu bildiğinden ilacı kendisi hazırlamak ister. Amacı Tarsus Beyi’ni öldürüp yerine geçmektir.

Lokman da ilacı hazırlamak isteyince Tarsus Beyi işi Lokman’a verir. Lokman, Şahmeran’ın kendisine anlattığı gibi cansız gövdeyi üçe böler ve her parçayı ayrı ayrı kaynatır. Parçalar kaynarken, her biri hangi hastalığa iyi geleceğini söylemektedir. Bu sırada Lokman’ın yanına gelen vezir hasta olduğunu söyleyerek, insanlara olağanüstü güçler veren parçanın suyunu ister. Lokman vezirin kötü niyetini anlar. Kuyruk suyundan verir ve vezir ölür. Gövdenin İkinci suyunu kendi içer. Tarsus Beyi’ne de gerekli ilacı yapar. İlacı içen Bey iyileşir.

Lokman saraydan ayrılıp kırda yürürken birden tüm bitkiler dile gelir. Hangi hastalığa şifa olduklarını söylemeye başlarlar. Okuma yazmayı öğrenmiş olan Lokman bitkilerden duyduklarının tümünü yazmaya başlar. Böylece ünlü Hikmet ül-Lokman kitabı ortaya çıkar.

Şahmeran efsanesinin varyantlarından biride Tarsus kralıyla olananlatımıdır. Bu efsane belirtilen coğrafi konum itibariyle de önem taşımaktadır.

Eski dönemlerde Tarsus, İran hükümdarı Sardanapal tarafından ele geçirildikten sonra Arap ülkelerinden gelen kervanların Anadolu‟ya geçmesi için ilk büyük konaklama yerlerinden biriydi. Tarihi ipek yolu, Tarsus‟tan Antakya‟ya, oradan da İran ve Mısır‟a uzanıyordu. Yörede bu dönemle ilgili olarak aşağıdaki
efsane de anlatılmaktadır.

Arap ülkelerinden kervanlarıyla Tarsus’a gelen tüccarlar, bir süre burada konaklayıp dinlenir, kendin şifalı suyu olarak bilinen Kydnos Nehri (Tarsus Çayı)‟nde yıkanır, bunun karşılığı olarak da Tarsus hükümdarı Sardanapal‟a belirli bir miktar vergi öder. O dönemlerde Mısırlı zengin bir tüccar, buraya gelirken
yolda haramiler tarafından soyulur. Kente geldiğinde vergisini ödeyemez. Ancak dürüst bir tüccar olduğu için vergisini bir sonraki gelişinde vermek üzere hükümdar tarafından kendisine yardımda bulunulup ülkesine gönderilir. Mısırlı tüccar, bu iyiliğin karşısında Tarsus hükümdarına eşi benzeri görülmemiş bir hediye
getireceği vaadinde bulunur. Memleketine döndüğünde Tarsus kralına nasıl bir hediye sunacağını düşünürken hizmetkârı, o sıralar bir büyücünün elinde esir durumda olan, üst tarafı güzel bir kız, alt tarafı yılan biçimindeki yılanların şahı Şahmeranı götürmeyi teklif eder. Şahmeran gizlice büyücüden kaçırılır ve
kendisine bir süre sonra ülkesine dönmesi için izin verileceği konusunda söz verilir.

Bir sandık içerisinde Tarsus kralına getirilir. Ancak Tarsus kralı, sandık açılır açılmaz Şahmerandan korkar ve bunun hediye değil bir büyü olduğunu düşünerek askerlerine Şahmeran‟ın öldürülmesini emreder. Kendisinin azat edilmeyeceğini anlayan şahmeran, gövdesindeki diğer yılanbaşlarıyla birlikte askerlere karşı gelir,
sonunda kralı öldürür, ancak kendisi de yenik düşer ve ölür. Yörede bu olayın yaşandığı dönemden günümüze, yılanlarla insanların birbirlerine düşman olduğuna inanılır.

Şahmeran’ın dönüşümlerinden biri de ejderha olmasıdır. Efsanenin özüne sadık kalınsa da yılan ejderha olarak Anadolu halkının efsanesi olmaya devam etmiştir.

Bu anlatacağım olay Mersin ilimizin Tarsus ilçesinde geçmiştir. Günlerden bir gün vatandaşın birisi bir kör kuyuya düşer. Bir türlü çıkamaz. Kuyunun dibinde bir delik görür, bu deliği eliyle genişletir, buradan geçer. Birde ne görsün bir ejderha insanoğlunun burada ne işi olduğunu sorar. İnsanoğlu cevap vereceği sırada, ejderhanın etrafında bir sürü yaratık vardır, dolaşırken bu kuyuya düştüğünü ve yukarı çıkmasına yardım etmesini ister. Ejderha çıkartmak istemez çünkü ejderhayı gören insanın vücudu dalga dalga kahverengi benek olurmuş, bu insanın da vücudu aynen böyle olmuş. İnsanoğlu yalvarır. Ejderha insanoğlunun yalvarışına dayanamayıp onu yeryüzüne çıkarır.

Bu olaydan bir süre sonra o devrin padişah’ı hasta olur. Zamanın doktorları padişah’ın hastalığının ejderhanın gövde kanın içilmesiyle geçeceğini söylerler. Ejderhanın yerini bulmak için halkın hepsini bir hamamda toplarlar. Tabi bu insanoğlu da hamama gelir. Hamamda halkı muayene ederlerken; insanoğlunu görürler. Ondan ejderhanın yerini söylemesini isterler, insanoğlu söylemek istemez ama bir sürü işkenceden sonra söylemek zorunda kalır, söyler. Ancak bu insanoğluna malûm olur. İnsanoğlu ezile büzüle ejderhanın yanına yaklaşarak sözünü tutamadığını söyler. Ejderha yeryüzüne gönderirken bunların olacağını biliyordur. Bu arada ejderha emrinde bulunan yılanlar yeryüzüne zarar vermesin diye onlara emir verir. Ben gelene kadar
kımıldamadan uyumaya devam edin der. Ejderha kesileceği yere götürülür. Bu arada insanoğluna bir uyarıda bulunur. Beni kesecekler. Başımın kanını kesen adam içecek ve ilerde Lokman hekim olacak, gövdemin kanını hasta içecek ve iyi olacak, kuyruğumun kanını da sana içirecekler ve sen hemen öleceksin. Sakın içme. Başımın kanını sen kuyruk kanımla değiştir. Böylece sen Lokman hekim olursun, beni kesen kişi de ölür.

İnsanoğlu bunu yapacağını söyler. Ejderhanın kesilişi, Tarsus‟un şimdiki erkek hamamına getirilir. Burada göbek taşı üzerinde kesilir. İlk akan kan burada leke bırakır. Duyduğuma göre bu kan hala mevcutmuş. Kesme işlemi bittikten sonra gövde, kuyruk ve baş kanı üç bardağa konularak padişah‟ın önüne getirilir. Bardaklar padişaha götürülürken bu bardaklardan, gövde kanının olduğu bardağa dokunmadan diğer ikisini yer değiştirir. Böylece kuyruk kanını, kesen içer ve ölür. Padişah gövde kanını içerek iyileşir. Ejderhayı gösteren adam da başının kanını içerek Lokman Hekim olur. Rivayete göre ölümsüzlüğünün ilacı olan sarımsak tohumunu bulan Lokman Hekimdir. Fakat bu tohumlar Allah‟ın emri ile yok olur. Ayrıca ejderhanın emrindeki yılanların hala uyuduğu ve ejderha’nın öldüğünü duyarlarsa yeryüzüne büyük zarar yereceği söylenir.

Şahmeran efsanesi Anadolu halkının dilinde dolaşarak nesiller büyütmüş, kuşaktan kuşağa aktarılmıştır. Bunlardan biri de Tarsus Alan Araştırmaları kitabında yer alan sözlü kaynakta Tarsus ilçesine bağlı İnköy‟de yaşayan Ahmet Çelik büyüklerinden dinlediği efsaneyi şu şekilde aktarmıştır.

Yaşları küçük olan iki erkek çocuk, ormanlık bir yere odun kesmeye gitmişler. Ormanda yağmura tutulmuşlar. Islanmamak için çevredeki mağaralardan birine girmişler. Çocuklardan biri mağarada ayağıyla yeri eşerken, yerden bir delik açılmış. Çocuk merakından deliğe dalmış. Gittikçe gitmiş. Yerin altındaki yılanlar çocuğu yakalamışlar ve çocuğu kendilerinin padişahı olan Şahmeran’a götürmüşler. Şahmeran çocuğu yeraltında alıkoymuş, yedirmiş, içirmiş, büyütmüş. Ve böylece aradan çok zaman geçmiş. Çocuk artık annesini görmek istediğini söylemiş yılanlara. Yılanlar karşı çıkmış insanoğlu ihanet eder, çıkarsa yerimizi söyler diye. Daha sonra çocuğun ısrarlarına dayanamayıp çocuğu göndermeye karar vermişler. Ama annesiyle görüştükten sonra geri dönmesi gerektiğini ve yerlerini insanoğluna söylememesi gerektiğini belirtmişler. Çocuk yıllarca yılanların arasında yaşadığından dolayı zamanla vücudunda yılanların derisine benzer şekiller oluşmuş. Çocuk yeryüzüne çıkıp annesiyle sarmaş dolaş olduktan sonra, annesine başından geçenleri anlatmış. Daha sonra annesine yılanların arasına geri döneceğini çünkü onlara çok alıştığını söylemiş. Ama bütün bu anlattıklarını kesinlikle kimseye anlatmaması gerektiğini de belirtmiş.

Bu arada o ülkenin padişahı amansız bir hastalığa yakalanmış. Hiç bir tabip bu hastalığa derman bulamamış. En sonunda bir şeyh, bu hastalığa Şahmeran’ın kanının iyi geleceğini söylemiş. Padişah Şahmeran’ın yerini kimin bileceğini şeyhe sorar. Şeyh de aralarında Şahmeran’ın yerini bilen bir erkek olduğunu. Onu da sırtında yılan şeklini almış işaretlerden tanıdıklarını söyler. Bütün erkekler meydana gelecek diye davullarla,
tellallarla herkese haber vermişler. Orada erkekler sırtlarını açıp, gözden geçecekmiş. Meydana gelmeyenlere büyük cezalar verileceğini de söylemişler. Bunu duyan oğlan annesine, meydana gitmeyeceğini söylemiş. Çünkü biliyormuş sırtındaki izleri. Ama nafile, komşular oğlanın eve geldiğini görmüşler. Annesi, oğlunun cezalandırılmaması için, oğlunu meydana gitmeye zorlamış. Annesinin ısrarına dayanamayan çocuk, sırtını
açıp beklemiş meydanda. Beklerken sırtındaki şekilleri görmüşler ve hemen tanımışlar. Şahmeran’ın yerini sormuşlar. Söylemek istememiş. Israr etmişler. Mecbur kalmış söylemeye. Şahmeran‟ı yeryüzüne çıkarmak için bir plan yapmışlar. Çocuğa gidip Şahmeran’a düğününün olduğunu söyleyip yeryüzüne çıkaracaksın, yoksa başına büyük işler gelir demişler. Bunun üzerine oğlan geldiği yere geri gitmiş. Şahmeran’a, annesinin
ona bir kız bulduğunu, o kızla evleneceğini ve kendisinin düğününe gelmesini istediğini söylemiş. Şahmeran gelemeyeceğini, yeryüzünde görürlerse kötülük edeceklerini söylese de. Oğlan ısrar etmiş. Şahmeran, kabul etmiş. Çıkarken yılanlara düğüne gideceğini ama geri geleceğini söylemiş. Yılanlar gelmezsen, insanoğlu çiğ süt emmiş, ya sana kötülük ederlerse demişler. “O zaman, yeryüzünde davul kesildiği zaman, yeryüzüne çıkar, insanlara kötülük edersiniz”. Bunu söyledikten sonra oradan ayrılmış. Şahmeran çıkar çıkmaz padişahın adamları, Şahmeran’ı yakalamış ve kesmişler.

Rivayete göre, Şahmeranı kestikleri yer Tarsus’taki eski hamamın önüymüş. Kanı da padişaha içirmişler. Ama padişah şifa bulamadığından ölmüş. Yeraltındaki yılanlar da hala yeryüzünde davulun susmasını bekliyorlarmış”.

Tarsus dışında Çukurova bölgesinde değişik varyantları bulunan Şahmeran efsanesi yörede varlığını sürdürürken deyimlerinde de yer etmiş, bölgede yaşadığı öne sürülen mekânlarla da Anadolu halkı adeta efsaneyi doğrulamak ister gibidir. “Adana yöresinde bir söz vardır; derler ki “Adana selle, Ceyhan yelle, Misis yılanla gidecek.” Böyle derler. Bilindiği gibi Seyhan Irmağı Adana’nın hemen içinden geçmektedir. Irmağın
karşı yakası da kent olmuştur. Eskiden, Toroslar’da eriyen karların ve kışın durmadan yağan Çukurova yağmurlarının sularıyla beslenen ırmak, sık sık taşarak, sağında solunda bulunan tarlaları, köyleri su altında bırakır, Adana’ya gelince de, evleri alır gidermiş. Ceyhan ilçesinin evleri ise, bir zamanlar kamıştanmış, ottan yani. Bugün bile, Çukurova köylerinde kamış çitli köy evleri vardır. İşte bu kamış evler, bir yel esti mi, yıkılır gidermiş. Adana’nın selle, Ceyhan’ın yelle gideceğini anladık. Misis neden yılanla gidecek? Derseniz, size Şahmaran efsanesini anlatırlar. Derler ki, yılanlar padişahı Şahmaran, Misis’e yakın bir tepenin üstünde
kurulmuş Yılan Kale diye bir kale var, orda yaşarmış. Misis’ten Ceyhan’a giderken eskiden sol kola düşerdi, şimdi sağ kola düşer bu kale; yola da yakındır, oldukça dik bir yerdedir. İşte burası, Şahmaran’ın ülkesiymiş. Günün birinde bu ülkeye bir insanoğlu ayak basmış. Şahmaran’ın koruyucuları, yeri göğü inleten bir fısıltıyla saldırmışlar insanoğlunun üzerine. Tam sokup öldürmek üzereymişler ki, Şahmaran yetişmiş, insanoğlunu ölümden kurtarmış; ona, gitmesini söyleyip “bir daha da buraya ayak basma. Ben yılanlar padişahı Şahmaran’ım. Ülkeme ayak basan ilk insanoğlu sensin. Onun için canını bağışlıyorum.” Şahmaran, böyle demiş ve de insanoğlunun yanına birkaç yılan katmış, götüre ülkeden uzaklaştıralar diye. Onlar da insanoğlunu getirip Misis’e yakın bir yerde bırakmışlar, “buradan ötesi insanoğullarının ülkesi, biz de oraya gidemeyiz, ancak Şahmaran gidebilir. Misis’teki o büyük taş hamamda yıkanır ara sıra” demişler. İnsanoğlunu orada bırakıp, yılanlar ülkesine, Yılan Kale’ye dönmüşler.

Misis yöresinde bir Bey varmış. İşte bu Bey, onulmaz bir derde tutulmuş. Hekimin biri gidip bini gelmiş, türlü türlü ilaçlar yapılmış… Ama hiçbir ilaç işe yaramamış, hiçbir hekim bu derde çare bulamamış. Tanrı’dan umut kesilmez kesilmesine ya, Bey, günden güne ölüme yaklaşıyormuş. Hekimi Bey‟e sağaltacak tek ilaçın Şahmaran’ın gözleri olduğunu söyler.

Böylece, Bey, adamlar salmış bütün Çukurova’ya. Onlarla herkese duyurmuş ki, kim ki Şahmaran’ı bulup gözlerini oyar, Bey’e getirir ya da yerini söyler, ona ağırlığınca dünyalık verilecek! Bu haber her yana yayılmış. Hani, Şahmaran’ın ölümden kurtardığı insanoğlu var ya, bu haberi o da duymuş, İnsanoğlu çiğ süt emmiş derler. Bey’e gelip, Şahmaran’ın yerini bildiğini ödülü verirlerse söyleyeceğini söyler. Ödülü alınca da Şahmaran’ı ya Yılan Kale’de ya da Misis’teki taş hamamda bulabileceklerini söyler. Bunun üzerine, Bey’in adamları gidip aramışlar ve Şahmaran’ı Misis’teki taş hamamda yakalamışlar, gözlerini oymuşlar, getirip Bey’e yedirmişler.

O da iyileşmiş,”Yılanlar, padişahlarının öcünü insanoğullarından alacak” diye hâlâ söylenir durur. İşte bunun için, “Misis yılanla gidecek” derler. Doğrusunu isterseniz, Misis’te yılan çok olur. Bu söylenti bundan dolayı çıkmış olsa gerek.

Tarsus bölgesinde oldukça yaygın bir Şahmeran efsanesi de Lokman Hekim varyantıdır, kuşaktan kuşağa aktarılırken değişimlere uğramış, yöreye ait başka anlatımlarla da birleşerek yeni efsaneler üretilmiştir. Şahmeran efsanesinin parçası gibi görülen Lokman Hekim varyantında farklılıklar olsa da Anadolu insanının arayışları benzerlikler göstermektedir. Dönüşümlere uğrayan efsanede ana konu, varlığını korumuştur. Bu bölümde Şahmeran efsanesinin Lokman Hekim Varyantının farklı anlatımlarına yer verilmiştir. Birçok kaynakta Lokman Hekim efsanesi, Şahmeran efsanesinden ayrı aktarılsa da Şahmeran efsanesinin varyantlarındandır. Ancak Şahmeran efsanesinden ayrı, Lokman Hekim olarak da yaşadığına inanılarak efsaneler türetilmiştir. Bu efsanelere kısaca değinilmiştir. Özellikle anlatımların sonundaki farklılıklarına yer verilmiştir.

Lokman hekimin babası da kendisi gibi hekimdir. Ölmeden karısına bir defter verir ve doğacak çocuğumuz eşsiz bir hekim olacak; bilgide yeryüzünde ona yetişecek kimse çıkmayacak. Bu defteri zamanı gelince ona ver der. Bir süre sonra kadının bir oğlu olur. Adını Lokman koyar. Büyüdüğünde, tüm çabalara karşın okumayazma bile öğrenemez. Evinin geçimini sağlamak için odunculuk yapmaya başlar.

Bir gün yine odunlarını satmış, yorgun argın eve dönerken canı dolaşmak ister, Tarsus çevresinde kır yoluna sapar. Bir inilti duyar. Dönüp baktığında insan başlı, ak yılan gövdeli bir yaratık görür çok korkar, yılan: Ey insanoğlu, benden sakın korkma ben yılanların padişahı Şahmeran‟ım yaralıyım bana yardım edersen bir gün bunun karşılığını mutlaka öderim der. Lokman şahmeran‟ı kucağına alır; söylediği yoldan bir mağaranın önüne götür. Yılan bir şeyler mırıldanır, mağaranın kapısı açılır, burası eşsiz güzellikte bir yerdir.

Mağarayı bekleyen karayılan şahmeran‟ı sarayına götürür şahmeran en kısa sürede iyileşir. Aradan kırk gün geçmiştir. Lokman artık eve dönmek istediğini söyleyince Şahmeran gördüklerini kimseye söylememesini tembih eder ve “ölümüm insan elinden olacak, bunu biliyorum. Öldüğümü duyduğunda yapacağın şeyleri sana tek tek anlatacağım. Sakın unutma, dediklerimi aynen yapacaksın” der. Neyin hangi hastalığa iyi geldiğini, ilaçların nasıl hazırlanacağını bir bir anlatır.

Lokman eve döndüğünde bambaşka bir insan olmuştur. Tüm zamanını okumaya, yazmaya, öğrenmeye, ayırmaktadır. Aradan uzun bir zaman geçer. Şahmeran sarayındaki billur su da evrenin tüm güzelliklerini izlerken, birden gözü Tarsus beyinin kızına takılır. Kıza aşık olur yemeden içmeden kesilir. Günün birinde kızın hamama gittiğini görür. Kızın güzelliği karşısında çılgına döner, hamama gider. Islak mermerler üzerinde kayıp düşer hamamcı ve kızın hizmetkârları şahmeran‟ı göbek taşının üstünde öldürürler.

Tarsus‟ta bulunan eski hamamın göbek taşı bu yüzden kutsal sayılır. Taştaki lekenin şahmeran‟ın kanı olduğuna ve vücudunu buraya sürenlerin tüm dertlerinden kurtulacağına inanılır.

Şahmeran‟ın öldürüldüğünü duyan Lokman Tarsus‟a gelir Tarsus bey‟i amansız bir hastalığa yakalanmıştır. Vezir in baktığı fal‟a göre şahmeran‟ın gözlerini ve ciğerini yerse iyileşecektir. Vezir, şahmeran da olağanüstü güçler olduğunu bildiğinden ilacı kendisi hazırlamak ister. Amacı Tarsus bey‟ini öldürüp yerine geçmektir.

Lokman da ilacı hazırlamak isteyince Tarsus bey’i işi Lokman’a verir. Lokman şahmeran’ın kendisine anlattığı gibi cansız gövdeyi üçe böler ve her parçayı ayrı ayrı kaynatır. Parçalar kaynarken, her biri hangi hastalığa iyi geleceğini söylemektedir. Bu sırada Lokman‟ın yanına gelen vezir hasta olduğunu söyleyerek
insanlara olağanüstü güçler veren parçanın suyunu içer. Lokman vezir‟in kötü niyetini anlar. Kuyruk suyundan verir ve vezir ölür. Gövdenin ikinci suyunu kendi içer Tarsus bey‟ine gerekli ilacı yapar. İlacı içen bey iyileşir. Lokman saraydan ayrılıp kırda yürürken birden tüm bitkiler dile gelir hangi hastalığa şifa olduklarını söylemeye başlarlar okuma yazmayı öğrenmiş olan lokman bitkilerden duyduklarının tümünü yazmaya başlar böylece ünlü Hikmet-ül Lokman kitabı ortaya çıkar.

Efsane de çekirdek aynı kalsa da bazen olayların oluşumu değişir, efsaneye yeni kavramlar katılır, simgesel anlamları güçlendirir. Bazı efsanelerde yüzük‟ün varlığını görürüz. Lokman Hekim‟in Şahmeran‟la bağını kuran yüzük, mührü Süleyman‟dır ki Hz. Süleyman‟ın yüzüğüdür.

Dağdan topladıkları odunları şehirde satan üç arkadaş, bir gün ormanda içi bal‟la ağzı taşla kapatılmış bir kuyu bulmuşlar. Balı bitirinceye kadar her gün bir miktar şehre getirip satmışlar. Sonunda, kuyunun dibindeki balı alması için aşağıya indirdikleri ineni dışarı çıkamayan delikanlı yorgunluktan uyuya kalmış. Rüyasında anahtarla bir kapıyı açtığını görmüş. Uyandığında gerçekten de orada bir anahtar ve kapı varmış. Anahtarla kapıyı açmış. Yer altındaki bütün hayvanat orada imiş. Yılanların oğlanı öldüreceği sırada Şahmeran yılanları durdurmuş ve yanına almış. Yedi sene yer altında yaşayan çocuk, annesini özlediği için Şahmeran‟dan izin istemiş. Şahmeran, ölümünün onun elinden olacağını bildiği için bırakmak istememişse de çocuğun yalvarmalarına dayanamayıp kabul etmiş ve bir yüzük vererek, sıkıştığında bu deliğin ağzına gelerek
yüzüğü yalamasını söylemiş. Bir süre sonra, çaresiz derde tutulan hükümdara hekimler hiçbir şey yapamamış. Sonunda bir hekim tedavi edebileceğini söylemiş ve herkesin soyunup sarayın önünden geçmesini istemiş. Yedi senedir evinden uzak kalmış çocuğun sırtının yılan alası olduğunu görünce padişahımızın derdine derman bulacaksın, sana kırk gün müsaade, demiş. Otuz dokuz gün bir şey yapamayan delikanlı kuyunun başına gelip yüzüğü yalamış. Şahmeran peyda olmuş,-Demedim mi oğlum, ölümüm senin elinden olacak, beni kesin, belimi kaynatıp suyumu padişaha içirin, sakın kuyruğuma hiçbir şey yapmayın, o zehirlidir. Kafamı da kimseye verme, kaynatıp suyunu sen iç‟ demiş. Oğlan Şahmeran‟ın dediklerini yapmış, Padişah iyileşmiş, Oğlan‟da herkesin bildiği hekim Lokman olmuş.

Efsanenin bazı anlatımlarında Lokman Hekim‟in mucizesi Şahmeran‟dan farklı kaynaklara dayandırılsa da sağaltmacı kişiliği korunmuştur.

“Lokman Hekim ölüme karşı üç su bulur, baş, orta, son. Kendi vücuduna göre kalıp yaptırır ve çırağına beni kesip parçalayacaksın, kalıba dökeceksin. Bu suları sıra ile kullanarak beni tecessüm ettireceksin diyor. Çırağı da bunu yapıyor. Eti döküyor, kalıba koyuyor, fakat üçüncü su dökülüp gidiyor. Allah bu suyun kullanılmaması için şişesini düşürterek kırdırıyor. İşte bu su arpa tarlasına aktığından arpa suyunu şifalı sayarlar. Lokman Hekime ot‟lar ben filan hastalığa yararım diye söylerlermiş”.

Efsane Lokman Hekim’in şifacı özelliğine kavuştuktan sonra da devam eder. Her hastalığa deva olan bitkileri bilen Lokman Hekim, insanoğlunu en büyük arayışı olan ölümsüzlük iksirini yapmak için ölümsüzlük otu olarak da bilinen âdemotunu aramaya koyulmuştur.

Lokman Hekim inanışa göre bütün hekimlerin piri üstadıdır. Her çiçeğin her otun özelliklerini tanıyan Lokman, ilaç yapar, dertlilere deva bulurmuş. Bütün dünyayı dolaşmış. Çukurova‟ya gelince ovanın bereket ve güzelliğine hayran olmuş. Çevredeki bütün hastaları iyileştirmiş. Artık hastalığın ne olduğunu unutan Çukurovalılar, ölümsüz hayatın peşine düşmüşler. Kendileri için ölümsüzlük ilacı yapmasını istemişler. Lokman Hekim, Çukurova‟yı adım adım dolaşmış, bütün bitkileri incelemiş. Bir gece dolaşmaktan yorgun ve ulu bir çınarın altında uyuya kalmış. Bir ara ses duymuş.: Ey Lokman artık araman bitsin, ben ölümsüz hayatın devasıyım. Bundan böyle insanlara ve hayvanlara ölüm yok. Lokman hekim sesin geldiği bitkiye doğru yürüyüp koparmış. Bu arada tanrı Cebrail’e: Lokman ölümsüzlüğe çare bulursa bu insanların hali ne olur?” demiş. Bunun üzerine Cebrail, pir-i fani kılığında Misis Havraniye tarafına gelmiş. Lokman‟ın elindeki kitaba bakmak istemiş. Kitabı alıp, coşkuyla akan Ceyhan Nehri‟ne atmış. Kitabın ardından Lokman da suya atlamış ama bulamamış. Yaz gelip suları çekilince, ırmak boyunda arama aramaya devam etmiş. Sonunda kitabın sadece bir yaprağını arpa tarlasında bulmuş. Bu günkü tıp biliminin o günkü yapraktan geliştiğine
inanılır. Yörede hala, efsanenin izlerine rastlanmaktadır. Kitabın bulunduğu arpa tarlasının toprağı kutsal sayılır. Çocukların karınları ağrıdığında bu toprağı ısıtıp beze sararak çocuğun karnına koyarlar.

Lokman Hekim‟in ölümsüzlük Otu‘nu bulduğunda başından geçen olaylar farklılık gösterse de özünde Cebrail’in iksirin insanlara ulaşmasını engellemesi vardır.

Lokman Hekim ölüme çare bulmak için kitaplarını alarak dağlara çiçek toplamaya giderken, önüne çıkan köprünün üzerinden geçerken, Cenâb-ı Hak Cebrail, Lokman Hekim ölüme çare bulmak için köprünü üzerinden geçiyor. Hemen git elindeki bütün kitapları suya at der. Cebrail hemen köprü üzerinde Lokman Hekim’in önünü keserek, durdurur. Lokman Hekim Ecel derdine derman bulduğunu, dağdan çiçeklerini
toplamaya gittiğini söyler. Cebrail Öyleyse şu anda Cebrail nerede bulunuyor, bil bakalım? der. Lokman Hekim cevap verir, “Gökleri aradım, göklerde bulamadım. Yerleri aradım, yerlerde bulamadım. Yerle gök arasında su üzerinde kurulmuş bir köprü üzerinde bir insanla konuşurken buldum. Öyle ise Cebrail sensin” demesi ile Cebrail hemen kolunu vurarak Lokman Hekim’in bütün kitaplarını suya düşürmüş. Lokman
Hekim’in elinde sadece birkaç yaprak kalmış. Başka bir rivayete göre; Lokman Hekimin elinde bulunan ölümsüzlük formülünü, bir balık kaparak sulara karıştırmış. Ölümsüzlük suyunu gagasında getiren bir karga, ağzını açarak, arpa tarlasına düşürmüş. Karganın boğazında kalan bir damla su yüzünden ömrü uzun olmuş.

Bazı anlatımlar da ise Cebrail‟e yer verilmemiş, iksirin sırrının insanoğluna ulaşmasını “doğa” engellemiştir.“Lokman her gün yaptığı tecrübeleri bir kitaba yazar, not edermiş. Birçok araştırmalar sonuna ölümün de çaresini bulmuş ve sırlarını deniz kenarında bir kayanın üstüne oturup defterine kaydetmeye başlamıştır. Fakat eser tüm biteceği zaman Allah tarafından bir rüzgâr çıkmış, denize defteri uçurmuş, ihtiyar
Lokman ancak birkaç yaprağını kurtarabilmiş”.

Lokman Hekim efsanelerinde ölümsüzlük iksirini insanlara ulaştıramamış ama kendisi için Tanrıdan uzun ömür dilemiş, Tanrı ona yedi kartalın ömrünü vermiş bu nedenle Lokman Hekim uzun ömürlü olarak bilinir.

Derler ki, Lokman Hekim, doktorların piriymiş. Dünyada ne bilgi varsa bilir; bütün otların, çiçeklerin, ağaçların dilinden anlarmış. Kara kaplı bir kitabı varmış ki, içinde her işe çare, her derde deva yazılıymış. Lokman Hekim, neyi bilmek dilese, ona bakarmış. Şöyle dağlara, kırlara çıksa, her bir ot, her bir çiçek, her bir ağaç dile gelir, hangi hastalığa iyi geleceğini, hangi derde deva olacağını söylermiş Lokman‟a.

Her hastalığa ilaç bularak bir gün gelmiş ki, insanlar hiç hastalanmaz olmuşlar. Herkes sağlık esenlik içinde yaşar gidermiş, ama vakti saati geldi mi de ölürmüş. Ölüm, Hiçbir canlının yakasını bırakmayan, başlangıçta var olan, sonda da var olacak olan, belalı bir şey ölüm. İnsanlar, bu belalı şeyden kurtulmak istemişler. Böylece Lokman ölüme çare bulacağına söz vermiş. Açmış kara kaplı kitabını. Bakmış ki, insanlara ölümsüzlüğü verebilecek bir ot var Çukurova’da. “Lokman, bunca zaman arayıp taraman bitsin, ben ölümün ilacıyım. Artık insanlara ölüm yok. Beni kopar ilaç yap!” diyormuş fısıltıyla, âdemotu. Lokman bu sesin, rüzgârda hafif hafif sallanmakta olan, o bilmediği görmediği ottan geldiğini anlamış. Sevincinden uçar olmuş. Otu koparıp, kara kaplı kitabının yaprakları arasına yerleştirmiş. Lokman, böylece, ölümsüzlük otunu bulmuş… Bulmuş ya, bakalım ömrü de ölümü de veren Tanrı, buna razı olacak mı? Lokman Hekim, bulduğu otu almış, kara kaplı kitabının sayfaları arasına yerleştirmiş, kitabını da koltuğuna vurmuş bugünkü Misis’e gelmiş. Lokman Hekim gelip, işte taş köprünün üstünde durmuş, alttan ağır akan Ceyhan Irmağını seyrediyormuş. Onun ölümsüzlük otunu bulduğunu bilen Tanrı, Cebrail’i göndermiş önlesin diye. Cebrail de bir aksakallı kılığına girmiş, kalkıp Misis’teki taş köprünün üstünde alttan ağır ağır, köpüre köpüre akan Ceyhan Irmağı’nı seyretmekte olan Lokman Hekim’in yanına gelmiş.

Derler ki, Cebrail Lokmanın bu kara kaplı kitabının gücünden ürkmüş ve şöyle bir dokunmuş Lokman Hekimin koluna, kara kaplı kitap darmadağın olmuş, yapraklarının çoğu Ceyhan Irmağına savrulup gitmiş; Lokman Hekim’in elinde ancak bir kaç yaprağı kalmış. İşte derler ki, eğer Lokman Hekim, ilacını yapabilse, insanlar ölüm nedir bilmeyecekmiş. Bu günkü ilaçlar da Lokman Hekimin elinde kalan o birkaç
yaprakta yazılı olan ilaçlarmış… Söylendiğine göre, Lokman Hekim, bin yıl yaşamıştır. Hatta üç bin yıl. Daha da çok yaşadığı söylenir. Şu var ki, Lokman Hekim’in yedi kartal ömrü yaşadığına inanılır. Bu yolda şöyle bir söylenti vardır. Derler ki, her derde deva bulan Lokman, Tanrı’dan kendi için de uzun ömür dilemiş. Tanrı ona: “sonsuz yaşamak yoktur. Ancak sana iki yol var. Ya yağmurdan başka hiç bir şeyin ulaşamadığı bir dağda
bir koyun tezeğinin dayanabileceği sürece ya da yedi kartalın ömrü kadar yaşayacaksın. İkisinden birini seç!” demiş.

Bunun üzerine Lokman, yedi kartal ömrünü seçmiş. Her bir kartalı yumurtadan çıktığı anda yanına alıyor, ömrünü ona göre hesaplıyormuş. Bir kartal, iki kartal, üç kartal… Derken sıra gelmiş yedi kartala. Lokman bu yedinci kartalın adını “Lübed” koymuş. Bu uzun ömür, uzun zaman demekmiş.

Lokman bu kartala gözü gibi bakıyormuş, Bakıyormuş ama, günlerden bir gün bakmış ki, kartalı görünürde yok. Aramaya başlamış. Kartalın her zaman konup yaşadığı dağa tırmanmış. Bir süre sonra bakmış ki, dizlerinde derman kesilmek üzer. Hele deyip gele gelmiş ne göre? Kartal, bir kayadan yere yuvarlanmış, çıkmadık bir soluğu kalmış. Lokman, üzüntüyle heyecanla koşup varmış yanına kartalın, ona “Kalk ya Lübed, kalk Lübed” demişse de kartalda kalkacak can yok. Az sonra ölmüş kartal. Lokman da oracıkta gözlerini kapamış.

Lokman Hekim ölümsüzlük iksirini bulmuş olsun olmasın, bitkilerden ilaç yapmasıyla tıp ve eczacılık tarihi açısından önemli bir şahsiyet olarak kabul edilir.

Kaynak : TARSUS BÖLGESİNE AİT ŞAHMERAN EFSANELERİNDE YER ALAN SEMBOLLERİN YORUMLANMASI - Melek ORTAK

Hakkında Admin

"İnsan bilmediği şeyden korkar" sloganıyla 2012 yılında yayın hayatına başlayan "korkma.net" gerçekçi ve özgün içerikleri ile siz değerli takipçilerimizin ilgi odağı olmayı başarmış ve araştırmacı bir ruhla her geçen gün yeni konular üzerine detaylı ve iddialı çalışmalarla birçok bilinmeyene ışık tutmaya devam etmeyi amaçlamaktadır.

İlginizi Çekebilir

hz süleymanın ölümü - korkma.net

Durmuş Dede Efsanesi

Serdarlı’da bulunan Durmuş Dede Türbesi’nin 1974 Barış Harekatı sırasında Rumlar tarafından geçilememesi nedeniyle gücü ve ...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.
canlı bahis siteleri